Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye Karşı “Enerji İttifakı”

Doğu Akdeniz’de Türkiye’ye Karşı “Enerji İttifakı”

Yazdır


Geçtiğimiz günlerde bazı medya organlarında “Yunanistan, GKRY ve Mısır devlet başkanlarının 6. kez zirve toplantısı gerçekleştirdiği” yönünde haberler yer aldı. Türkiye’nin hareketli gündeminde kendisine pek yer bulamayan bu haber aslında Türkiye’nin hayati çıkarlarını ilgilendiren bir gelişmeydi. 10 Ekim’de Girit Adası’nda yapılan toplantının öncesinde beş kez daha gerçekleştirilen üçlü zirvelerin ne amaçla yapıldığını ve Türkiye için ne anlama geldiğini neredeyse kimse irdelemedi.

Türkiye ile sorunlu ilişkileri olan mezkur üç ülkenin liderleri, ilk kez kasım 2014’te Kahire’de bir araya gelmişti. 2015’in nisan ayında Lefkoşa’da, aralık ayında da Atina’da zirve düzenleyen bu ülkeler, o tarihten beri üç kez daha görüştü. Zirvelerde ortak basın toplantıları düzenlendi, bildiriler açıklandı ve tarafları yakınlaştıran iş birliği anlaşmaları imzalandı. Yapılan zirvelerde; yasa dışı göç, terörle mücadele, Filistin sorunu, KKTC’nin durumu ve adadaki çözümsüzlük gibi birçok konu masaya geldi. Asıl gündem maddesi ise bölgedeki doğal gaz yataklarının paylaşımı, üretimi ve ihraç edilmesi oldu.

2009’da İsrail açıklarında bulunan doğal gaz yatakları, enerji şirketlerinin bölgeye ilgi göstermesini sağladı. Mısır ve Kıbrıs açıklarında bulunan diğer kaynaklar, biraz da abartılı bir şekilde, Doğu Akdeniz’in enerji jeopolitiği açısından önemli bir alternatif olabileceği şeklinde yorumlandı. Bölge ülkeleri de söz konusu kaynakları kullanılır hale getirip hem iç tüketimi karşılamayı hem de fazlasını ihraç etmeyi stratejik bir hedef olarak gündemlerine aldı. Bölge ülkeleri, Ukrayna krizi sonrasında Rusya’nın haricinde yeni kaynak arayışına giren AB nezdinde stratejik değer kazanmanın hesabını yapmaya başladı.

Türkiye’de pek konuşulmasa da bu çerçevede yaşanan gelişmeler, hem Türkiye hem de KKTC açısından büyük önem arz ediyor. GKRY’nin KKTC’yi adanın tamamına ait olan doğal kaynaklardan mahrum bırakmaya çalıştığı, tartışmalı sahalarda arama/sondaj faaliyetleri yürüttüğü ve bunun Türkiye tarafından engellenmek istendiği herkesin malumu. Hatta şubat 2018’de GKRY’nin davetiyle bölgeye gelen bir İtalyan şirketine ait arama gemisinin Türk donanması tarafından durdurulması, bölgede tansiyonun yükselebileceğini göstermişti. GKRY ve Yunanistan, bu anlaşmazlığı AB’de Türkiye aleyhine kullanmayı tabii ki ihmal etmedi ve AB ile Türkiye arasında yeni sürtüşmelerin yaşanmasına sebep oldu.

GKRY, Kıbrıslı Türklerin hak ve çıkarlarını korumakta kararlı olan Türkiye’yi zora sokmak ve Kıbrıs davasında geri adım attırmak amacıyla bölgesel ittifaklar arayışında. Türkiye ile dostane ilişkiler kurma niyeti sergilemeyen Mısır lideri Sisi, Atina’nın teşvikleriyle Rum kesimine destek olmakta hiçbir sakınca görmüyor. Zira Mısır, GKRY ile arasındaki münhasır ekonomik bölgenin sınırı konusunda bir anlaşmaya varıp kendi bölgesinde kalan kaynakları Yunanistan üzerinden AB’ye ihraç etmeyi umut ediyor. Anlaşılacağı üzere görüşmeler, bölge enerji kaynaklarının naklinde alternatif bir güzergâh olma potansiyeli taşıyan Türkiye’nin Doğu Akdeniz’deki enerji denkleminden çıkarılması amacını da taşıyor.

Kıbrıs müzakerelerinde de gündeme gelen enerji kaynakları, Rumlar açısından Türkiye ve KKTC ile yeni bir sorun alanı yaratmak ve bu bahaneyle Kıbrıs sorununa çözüm getirmekten kaçınmak için bir fırsat olarak görülüyor. Bir yandan da GKRY, müzakere masasında oyalamak istedikleri Kıbrıslı Türklere “ya taviz verin ki bu kaynaklardan siz de yararlanın ya da statükonun devamına mahkûm olun” şeklinde bir baskı yapmış oluyor. Zaten meseleyi Türkiye açısından kritik hale getiren de bu. Kısacası, buradaki esas sorun, Yunanistan, GKRY ve Mısır arasında kurulan bölgesel iş birliğinin KKTC’nin izole edilmesi girişimlerine araç kılınıyor olması. Tam da bu yüzden, konunun Türkiye tarafından daha yakından takip edilmesi gerekiyor.


NOT: Bu makale ilk olarak 16 Ekim 2018 tarihinde Türkgün Gazetesi'nde yayınlanmıştır.