Kaşıkçı Olayı ve ABD-Suudi Arabistan İlişkileri

Kaşıkçı Olayı ve ABD-Suudi Arabistan İlişkileri

Yazdır


Suudi rejimine karşı eleştirel tavrıyla bilinen Washington Post yazarı Cemal Kaşıkçı’nın İstanbul’daki Suudi Arabistan Başkonsolosluğu’na giriş yaptıktan sonra akıbetinden bir daha haber alınamaması olayı, yakın ilişkileri olan Washington ve Riyad arasında bir diplomatik krize dönüşmeye aday.

Hatırlatmak gerekir ki Başkan Trump ilk yurt dışı ziyaretini Mayıs 2017’de Suudi Arabistan’a düzenlemişti. Kral ile dans edip samimi pozlar veren Trump, iki ülke arasında 400 milyar $ tutarında anlaşmaların imzalandığını ve Riyad’ın ABD’den 110 milyar $ değerinde silah satın alacağını duyurmuştu. Riyad’dan çok memnun ayrılan Trump, ilişkilerde “yeni bir sayfanın” açıldığını belirtmiş; Suudi yetkililer de ziyareti “bölgesel dengeleri değiştirecek” ifadesiyle değerlendirmişti. Trump, Riyad’ın ardından gittiği Tel Aviv’de ise İsrail-Suudi ilişkilerini canlandırmaya ve bu iki ülkeyi İran’a karşı birlikte hareket etmeye davet etmiş; Riyad bu işbirliği çağrısına olumlu cevap vermişti.

Trump’ın ziyaretinin hemen ertesinde İran’a karşı sert tutumuyla bilinen Muhammed Bin Selman’ın Veliaht Prens olarak atanması, ikili ilişkilerde bir dönüm noktası teşkil etti. Veliaht Prens’in -Katar’ın ablukaya alınması olayında da görüldüğü üzere- ABD yanlısı bir duruş sergilemesi ve ABD politikalarına gönüllü taşeronluk yapması, Ortadoğu’da dengeleri değiştirmeye başladı. Trump’la birlikte, ABD için İran başlıca “hasım” hâline getirilirken, İran’la Yemen’de bir vekâlet savaşı yürüten Suudi Arabistan “yakın dost” olarak öne çıkarılıp desteklendi.

Trump, Veliaht Prensle yakınlaşarak Riyad’ı, ABD’nin Ortadoğu stratejisinde etkin bir “müttefik” haline getirmeye çalıştı. Veliaht Selman ise Trump’ın kendisine gösterdiği teveccühü boşa çıkarmadı. Vahabî-Selefî anlayışın hâkim olduğu Suudi Arabistan’da “ılımlı İslam”a dönüleceğini belirten veliaht, âdeta ABD’ye “sizinle uyumlu çalışacak kişi benim” mesajı verdi. 4 Ekim 2017’de başlattığı “yolsuzluk operasyonu” ile de ABD’ye mesafeli duran Suudi elitlerini yönetimden tasfiye etti.

Ülkesindeki muhalif sesleri birer birer susturan ya da ortadan kaldıran, bu süreçte de insan hakları ihlalleri işleyen veliaht, Trump tarafından hiç tenkit edilmedi. Ancak, Salman’ın giderek otoriterleşen yönetim anlayışı, son zamanlarda eleştiri konusu haline geldi. Kanada Dışişleri Bakanı’nın “İnsan hakları savunucularının serbest bırakılması” çağrısı, iki ülke arasında bir diplomatik krize sebep oldu. Suudi Arabistan Büyükelçisi’ni Riyad’a çağırırken, Kanadalı büyükelçinin 24 saat içinde Suudi Arabistan’ı terk etmesi istendi.

Riyad şimdi de, Kaşıkçı olayının ardından Washington’la bir diplomatik kriz yaşayacak gibi görünüyor. Washington Post’un olayın üzerine gitmesi bu ihtimali biraz daha güçlendiriyor. Gazete 7 Ekim’deki başyazısında, veliaht Salman’ı kayıran Trump yönetimini Suudi rejiminin artan insan hakkı ihlallerine göz yummakla suçladı ve veliahtın olayın aydınlatılması için işbirliğine yanaşmaması halinde, kongrenin Riyad’la olan askeri işbirliğini durdurmasını istedi.

Trump, olayla ilgili “Endişeli olduğunu” belirtirken bazı kongre üyeleri iki ülke arasındaki ilişkilerin ciddi derecede etkileneceğini dile getirdi. Riyad’a verdiği destek yüzünden Yemen’de yaşanan sivil ölümlerinden ABD’nin de sorumlu olduğuna dair eleştirilerin arttığı günlerde, ABD’li bir gazetecinin Suudi Arabistan topraklarında iken ortadan kaybolmasının, Trump üzerindeki Suudi karşıtı baskıyı artıracağı kesin.

Kaybolma olayının gerçekleştiği gün Trump’ın “Biz olmasak Kral koltuğunda iki hafta kalamaz” mealinde aşağılayıcı bir açıklama yapması ve veliahtın buna “Sizden alınan her silahın parasını ödüyoruz” diyerek cevap vermesi, iki lider arasındaki bahar havasının soğuyabileceğini gösteriyor.

ABD-Suudi gerginliğinin tüm Ortadoğu’yu etkileyecek çapta yansımalarının olması muhtemel. Ayrıca bu olayın, Ankara ile ABD’nin yükünü hafifletmek için PKK/ PYD terör örgütüne 100 milyon $ bağışlayan Riyad arasındaki ilişkileri sarsması da pekâlâ mümkün.

 

NOT: Bu makale ilk olarak 11 Ekim 2018 tarihinde Türkgün Gazetesi'nde yayınlanmıştır.