Bu sayfayı yazdır

TASAV Başkanı İsmail Faruk Aksu'nun "Türkiye Ekonomisinin Makro Sorunları, Geleceğe Yönelik Beklentiler ve Alternatif Çözüm Önerileri" Başlıklı Çalıştayda Yaptıkları Konuşma

Sayın Milletvekilleri,

Saygıdeğer Bilim insanları, Araştırmacı ve Uzmanlar,

Sivil toplum kuruluşlarının ve sendikaların çok kıymetli temsilcileri,

Değerli basın mensupları,

Kıymetli misafirler,

Sözlerimin başında siz değerli konukları saygılarımla selamlıyorum.

TASAV olarak düzenlemiş olduğumuz “Türkiye Ekonomisinin Makro Sorunları, Geleceğe Yönelik Beklentiler ve Alternatif Çözüm Arayışları” temalı çalıştaya hoş geldiniz. Bugün siz değerli bilim insanları ile birlikte olmaktan tarifsiz memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum.

Saygıdeğer Konuklar,

Sivil toplum ve düşünce kuruluşlarını önemli kılan temel unsurlardan birisi de yaptığı çalışmalar ve bulunduğu tavsiyelerle kamuoyunu doğru bilgilendirme ve siyasî karar alıcıların doğru politika yapımına katkıda bulunma fonksiyonlarıdır. Propaganda gücüyle oluşturulan algı manipülasyonunun birçok gerçeğin perdelenmesine yol açtığı bir ortamda TASAV, yaptığı çalışmalar ve düzenlediği etkinliklerle, Ülkemizde ve dünyada meydana gelen gelişmelerle ilgili olarak toplumda farkındalık oluşturabilmeyi amaçlamaktadır.

Bu doğrultuda TASAV, 

Ülkemizin ekonomik, sosyal, siyasî, kültür ve eğitim hayatının geliştirilmesine; millî menfaat ve birlik anlayışının, insan hak ve özgürlüklerinin, demokrasi kültürünün, jeopolitik ve jeostratejik düşünce biçiminin yaygınlaştırılmasına; toplumda millî, vicdanî ve ahlâkî değerlerin hâkim kılınmasına katkı sağlamayı,

Gelişmeleri, tarihî ve kültürel bir derinlik ve millî şuur içerisinde ele alarak doğru bilgi üretmek suretiyle kamuoyunu aydınlatmayı,

Geleceğe dönük projeksiyonlar yaparak Türkiye’nin tarihî ve kültürel kimliği ve jeostratejik konumuyla uyumlu politikalar geliştirmeyi ve uygulanmasına katkıda bulunmayı öngörmekte,

Sivil, bağımsız ve özgün bilgi üreten, bunları özgürce paylaşan, sözüne güvenilir saygın bir düşünce kuruluşu olmayı ve her türlü faaliyetinde Türk millî vicdanının sesi olabilmeyi hedeflemektedir.

Değerli Katılımcılar,

Ülkelerin ekonomik gelişmişlik düzeyleri ile toplumların refah, huzur ve güvenlikleri arasında doğru yönlü bir ilişki olduğunu söylemek mümkündür. Yaşadığımız çağda ekonomi, doğrudan ve dolaylı etkileriyle gündelik hayatımızın en üst sıralarında yer alırken, politika yapıcıların karar alma ve siyaset üretme süreçlerinde de belirleyici bir unsur olmaktadır. Kuşkusuz güçlü, iç dinamikleri sağlam, rekabet gücü yüksek ve üretken bir ekonomiye sahip olan ülkeler, vatandaşlarına refahı ve yüksek yaşam kalitesini temin ederken, aynı zamanda bölgesel ve küresel siyasette etkili rol üstlenme kabiliyetine de sahip olabilmektedir.

Doğal ve beşerî kaynaklarını harekete geçirebilme, bunları sevk ve idare edebilme, fayda/maliyet dengesini kurabilme, yoksulluğu azaltarak gelir dağılımını adil hâle getirebilme becerisi, sağlıklı bir ekonomik düzenin tesis edilmesinin yönetsel ve siyasi yönünü oluşturmaktadır. Sahip oldukları üretim faktörlerini yatırım, üretim ve istihdam yönünde etkin ve verimli bir şekilde harekete geçirme becerisini gösterebilen ülkeler, vatandaşlarına kaliteli bir hayat sürme imkânını sunarken bunu başaramayan ülkeler,  ekonomik ve sosyal sorunlarla başa çıkmaya çalışmakta, vatandaşları da yoksulluk kıskacında kalmaktadır.

Saygıdeğer Konuklar,

Türkiye ekonomisi bugün, hizmet sektörünün giderek ağırlık kazandığı, sanayinin GSYİH içindeki payının azaldığı, kalıcı istihdam yaratmanın yollarının neredeyse tükendiği, üretim ekonomisinden uzaklaşan bir haldedir. Sanayinin niteliksizleştiği bir dönemden geçilirken, hem üretimde hem ihracatta yüksek teknolojili ürünlerin payı her geçen gün azalmıştır. Vatandaşın refahına yansımayan büyüme, bozulan gelir dağılımı, artan borç stoku, yüksek dış ticaret ve cari işlemler açıkları, ithalat bağımlısı üretim ve ihracat, yüksek reel faiz, giderek yabancılaşan finans sektörü, sıcak paraya ve dış borçlanmaya dayanan kırılgan yapı ve nihayet yolsuzluk iddialarıyla gelen güvensizlik Türkiye ekonomisinin bugün içinde bulunduğu temel sorunlardan önemlileri olarak dikkat çekmektedir.

Kamu kaynaklarının istismar edilmesi, kent rantlarının peşkeş çekilmesi ve kamu bankalarının yolsuzluklara aracı yapılması iddialarının ekonomi yönetimine karşı şiddetli bir güvensizliği de beraberinde getirmesi kaçınılmaz olacaktır. Bu durum kuşkusuz ki ekonomideki kırılganlığı derinleştirecek, riskleri de artıracaktır. Öte yandan uluslararası ekonomide süregelen “parasal genişlemenin” devam edemeyeceğinin anlaşılması, gelişmekte olan ekonomileri, bu çerçevede büyümesini dış sermaye ile ithalata bağlı olarak sürdürebilen Türkiye ekonomisini olumsuz etkileyecektir. Nitekim Amerikan Merkez Bankasınca (FED) yapılan açıklamalarının ardından piyasalarda başlayan dalgalanmalar Yolsuzluk iddialarının gündeme düşmesiyle daha da artmış Mayıs ayı başında 1,78 TL olan ABD Doları dün itibariyle (20 Aralık 2013) 2,09 TL’den işlem görmüştür. Türk Lirası, bu süreçte yaklaşık yüzde 13 civarında değer kaybetmiştir. Bu kapsamda firmaların net döviz pozisyonu açığının geldiği seviye reel sektörün ciddi bir kur riskiyle karşı karşıya olduğuna da işaret etmektedir.

Değerli Katılımcılar,

Türkiye’nin dış ticaret dengesindeki negatif gelişme seyri artarak devam etmektedir. Türkiye ihracat ithalat dengesini ihracat lehine geliştirememektedir. İhracatın ithalatı karşılama oranı 2002’de yüzde 69,9 iken 2011 yılında yüzde 56’ya gerilemiş 2013 Ocak-Ekim döneminde de yüzde 62,1 olmuştur. Üretime dayalı sağlıklı bir ekonominin tesisi yatırımlardaki artış ile doğru orantılı olacaktır. Ancak Türkiye ekonomisinde düşük tasarruf oranı ve gittikçe artan tasarruf-yatırım açığı, yetersiz düzeydeki yatırımları dahi dış finansmana bağımlı ve ekonomiyi dış şoklara karşı kırılgan hale getirmektedir. Türkiye’nin dış borcu, 2013 yılı ikinci çeyreğinde 367,3 milyar dolar mertebesine çıkmıştır.

Geçen 10 yıllık dönemde doğrudan yabancı sermayenin niteliği değişmiş, bu sürede gerçekleştiği ifade edilen yaklaşık 122,5 milyar dolar doğrudan yabancı sermaye girişinin, ağırlıklı olarak, finans sektörü, AVM’ler ve arazi satışından elde edildiği, dolayısı ile de kurulu, hazır yatırımlara dayalı, yeni yatırım ve istihdam yaratmayan bir yabancı sermaye girişi olduğu görülmektedir. Bununla birlikte bu süreçte, geleneksel olarak güçlü olduğumuz tekstil, giyim, deri ürünleri, oyuncak, mobilya gibi emek yoğun sektörlerde küresel bazda üretim Çin, Hindistan, Polonya ve Uzak Doğu ülkelerine kaymış; cam, demir çelik, demir dışı metaller gibi enerji-yoğun sektörlerde pazar kaybının önüne geçilememiştir. Gelişmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede çift haneli rakamlara ulaşan yüksek teknolojili ürünlerin sanayi ihracatındaki payı, Türkiye’de sadece yüzde 2 oranında kalmıştır. Ülkemizin artık ciddi bir enerji politikasına ihtiyacı olduğu açıktır. Ucuz ve güvenli enerji temin etmeden Türkiye’nin kalkınmasını tamamlaması mümkün değildir.

Saygıdeğer Konuklar,

Yoksulluktan kurtulmanın ve toplumun refah düzeyini yükseltmenin yolu; nitelikli istihdam yaratan, sürdürülebilir yüksek oranlı ekonomik büyümenin sağlanmasından geçmektedir. Sürdürülebilir yüksek oranlı büyüme için de makroekonomik istikrar şarttır. 21. yüzyılda bugün hâlâ insanlığın karşılaştığı en önemli sorunların başında yoksulluk gelmektedir. Mevcut göstergeler, işsizlik ve yoksulluğun, Türkiye için hala önemli sorunlardan birisi olmaya devam ettiğini göstermektedir.

Türkiye genelinde işsiz sayısı 2013 yılı Ağustos döneminde 2 milyon 806 bin kişiye yükselmiştir. İşsizlik oranı ise bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1 lik artışla yüzde 9,8 olmuştur. Mevsim etkilerinden arındırılmış işsizlik oranı yüzde 10,1 dir. Tarım dışı işsizlik oranı yüzde 12,3 olurken, 15-24 yaş grubunu içeren genç işsizlik oranı bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 1,5’lik artış ile yüzde 18,7 ye ulaşmıştır. Diğer taraftan aynı dönemde iş aramayıp iş bulduğunda çalışmaya hazır olanların sayısı 2 milyon 094 bin kişiye yükselmiştir. Bunların 587 bin kişisini ise iş bulma ümidi olmayanlar oluşturmuştur. Bu durumda gerçek işsiz sayısı; 2 milyon 806 bin kişi değil 4 milyon 900 bin kişiye ulaşmaktadır.

2012 yılı yoksulluk göstergelerine göre yüzde 20’lik gruplarda, en yüksek gelire sahip son gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay yüzde 46,6 iken, en düşük gelire sahip ilk gruptakilerin toplam gelirden aldığı pay yüzde 5,9 olmuştur. Buna göre, son yüzde 20’lik grubun toplam gelirden aldığı pay, ilk yüzde 20’lik gruba göre 8 kat daha fazla olmuştur.

Eşdeğer hane halkı kullanılabilir medyan gelirin yüzde 50’si dikkate alınarak belirlenen yoksulluk sınırına göre nüfusun yüzde 16,3’ü yoksulluk riski altında bulunmaktadır. TÜRK-İŞ tarafından, 2013 Kasım ayında yapılan “açlık ve yoksulluk sınırı” araştırmasına göre;  dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarı yani açlık sınırı 1.065 Türk Lirası olmuştur.

Gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarı, yani yoksulluk sınırı ise 3.470 Türk Lirasına yükselmiştir. Buna göre asgari ücretliler, emekliler ve çalışanlar ile küçük esnaf ve çiftçinin elde ettiği ücret ve gelir dikkate alındığında toplumun büyük bir bölümünün açlık veya yoksulluk sınırının altında gelir elde ettiği açıktır.

Değerli Katılımcılar,

Kendi tasarrufları düşük olan ve dış sermayeye bağımlı olan bir ekonomik yapıda büyümeden, istihdamdan ve istikrarlı gelir artışından söz edilemez. Türkiye eğer 2023 yılında dünyanın ilk on ekonomisi arasında olmayı amaçlıyorsa daha yüksek büyüme hızlarını gerçekleştirmesi gerekmektedir. Yüzde 2’ler seviyesinde büyüme oranları ile Türkiye’nin böyle bir hedefi yakalaması imkânsız görünmektedir. Kaldı ki Orta Vadeli Programda öngörülen hedefler, bu iddia ve fırsatların elden kaçtığına işaret etmektedir.

Sağlıklı işleyen bir üretim ekonomisi tesis edilebilmesi için;

  • İstihdam dostu, sürdürülebilir bir büyüme gerçekleştirmek,
  • İşsizlik ve yoksulluğu azaltmak ve gelir dağılımını adil hale getirmek,
  • Üretim ve ihracatın ithalata bağımlılığını azaltarak rekabet gücü yüksek bir üretim ekonomisi tesis etmek,
  • Kamu ve özel sektör borç stokunu azaltmak,
  • Ekonomiyi şoklara dayanıklı hale getirmek için dış kaynak bağımlılığını azaltmak gerekmektedir.

Saygıdeğer Konuklar,

Makroekonomik göstergeler çerçevesinde ekonomideki kırılganlıklara dikkat çekilmesi ve uluslararası ekonomilerde meydana gelen gelişmelerin Türkiye ekonomisine etkilerinin ne yönde olacağının ortaya konulması; Türkiye ekonomisinin bugünkü durumu ve geleceği ile ilgili sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesine imkân sağlayacaktır. Bu çerçevede bugün siz değerli bilim insanlarının katılımı ile gerçekleştireceğimiz çalıştay ile ekonomik konuların ele alınması, mevcut veriler çerçevesinde Türkiye ekonomisine yönelik kısa ve orta vadeli risklerin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bununla birlikte politik karar alıcılar ve ekonomi yönetiminde bulunanlar için risklerin öngörülebilir olmasına katkı sağlanması ve alternatif çözümlerin gündeme getirilmesi hedeflenmektedir. Aynı zamanda Türkiye’ye uygun optimal bir ekonomi modeli arayışı da çalışmamızın hedeflerinden birisini oluşturmaktadır.

Konuşmama son verirken; çalıştayımıza katkı sunan siz değerli katılımcılara bir kez daha teşekkür ediyorum. Çalışmalarımızın hayırlı sonuçlara vesile olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum.