Bu sayfayı yazdır
Arap ülkelerinden "Suriye açılımı"

Arap ülkelerinden "Suriye açılımı"

10 Ocak 2019
Dış Politika Araştırmaları Merkezi Makale

 

ABD’nin Suriye’den çekileceği haberlerinin ardından bu sürecin Türkiye’ye nasıl yansıyacağı üzerine çokça görüş paylaşıldı. Doğal olarak Türk kamuoyu, bu gelişmenin özellikle Fırat’ın doğusuna yönelik muhtemel askerî operasyonu ne yönde etkileyeceği hususuna odaklandı. Ne var ki, bu gelişmeden etkilenen tek ülkenin Türkiye olmadığı ve bölgedeki diğer ülkelerin de bu haberin ardından politikalarını gözden geçirdiği bir gerçek.

Bölgedeki Arap ülkelerinde bazı önemli gelişmeler yaşandı. Örneğin, Sudan Devlet Başkanı Ömer Beşir, Suriye iç savaşı başladıktan sonra bu ülkeye ziyaret gerçekleştiren ilk Arap lider oldu. Beşir’in ziyaretinden on gün sonra, Esad’a karşı muhalifleri desteklemiş olan Birleşik Arap Emirlikleri, 2011’de kapattığı Şam Büyükelçiliğini tekrar açtı. Diğer Arap ülkelerinin de önümüzdeki günlerde Suriye’deki temsilciliklerini açacaklarına dair haberler basına yansıdı. Esad’ın Kuveyt menşeili bir gazetede yer alan “Arap ve Batılı ülkelerle diplomatik misyonların yeniden açılması için görüşüyoruz” şeklindeki demecinin lafügüzaf olmadığı böylelikle ortaya çıkmış oldu.

Diğer yandan, Arap ülkelerinden Suriye’nin 2011’de askıya alınan Arap Birliği üyeliğine geri dönüşü için olumlu açıklamalar geldi. Önümüzdeki Mart ayında gerçekleştirilecek Arap Birliği Zirvesi’ne ev sahipliği yapacak olan Tunus, Suriye’nin üyeliğinin aktif hâle getirilmesinden “sevinç duyacağını” açıkladı. Benzer bir açıklama Lübnanlı yetkililer tarafından da dile getirilmişti. Görünen o ki Arap ülkeleri, iç savaşın sonuna gelindiğine ve Esad’ın yönetimde kalacağına dair öngörüleri doğrultusunda Suriye politikasını yeniden şekillendirmeye başlamışlar. Arap ülkelerinin değişen tutumlarının sebeplerine bakalım:

1. ABD’nin “DAEŞ yok edildi, bundan sonrası bölge ülkelerine kaldı” diyerek ülkeden çekilme kararı alması, Suriye’de egemen gücün Rusya destekli rejim olacağını gösterdi. Böylelikle de Arap ülkeleri, ABD’nin olmayacağı bir denklemde, Rusya ve Esad ile iyi geçinmek zorunda kalacaklarını anladılar.

2. ABD’nin çekilmesi İran’ın elini rahatlatacağı olacağı için, Arap ülkeleri Tahran’ın Şam üzerindeki nüfuzunu geriletme ihtiyacını daha çok hissetmeye başladı. ABD’nin çekilmesi sonrasında Suriye’nin daha fazla Şiî/İran tesirinde kalabileceğinden çekinen Sünnî Arap ülkeleri, artık Esad ile ilişkilerin onarılmasını kaçınılmaz görüyorlar.

3. ABD, Suriye’den çekilse de Rusya ve İran’ın etkisini sınırlandırmak için bölgedeki Arap ülkelerini Suriye’de daha etkin rol almaya zorluyor. Körfez ülkeleri de “Suriye’nin yeniden imarı” için Esad nezdinde İran’dan daha öncelikli bir konuma erişmek için gayret ediyor. İran ekonomik krizle boğuşadursun, Körfez ülkeleri petro- dolarları ile Şam’ı cezbetmek istiyor.

Kısacası, Arap ülkeleri Suriye’nin geleceğine dair yeni hesaplar yapıyor ve ortaya çıkacak yeni şartlara göre politikalarını revize etmeye çalışıyor. Başta Suudi Arabistan olmak üzere birçok Arap ülkesi, yıllarca takip ettikleri “Esad’ı devirme planı”nın artık gerçekleşemeyeceğini kabullenmiş görünüyor. Arap ülkelerinin yanısıra Batılı ülkeler de Şam’daki diplomatik misyonlarını tekrar açmaya başlaması hâlinde, Suriye’de rejimin daha da güçleneceğini öngörmek abes olmaz.

Bu gelişmelerin Esad rejiminin muhaliflere karşı sahada sağladığı kazanımlardan sonra geldiği dikkate alındığında, Arap ülkeleriyle başlayan normalleşmenin Esad’ın pozisyonunu sağlamlaştıracağını söyleyebiliriz. Arap Birliği’nin Türkiye’yi Irak’ın kuzeyine operasyon düzenlediği için kınadığı ve Esad güçlerinin Menbiç’e doğru ilerlediği hatırlanırsa, Şam ile diğer Arap ülkeleri arasındaki yakınlaşmanın Türkiye’nin aleyhine sonuçlar doğurabileceği ihtimali de kolayca görülebilir. Zaten Arap ülkeleri bu hamleleriyle bir yandan da Esad rejimini güçlendirerek Türkiye’yi zora sokmaya çalışıyorlar. Velhâsıl, Türkiye’nin Arap ülkelerinin başlattığı “Suriye açılımı”nı daha yakından takip etmesi gerekiyor.

Not: Bu makale ilk olarak 8 Ocak 2019 tarihli Türkgün Gazetesi'nde yayınlanmıştır.